
psycho
gram
TR
psychogram
EN

Tarla Faresi Brindle
ile tanışmak ister misin o biraz korkuyor ama cebinde her ihtimale karşı senin için bir kurdele var.

Brindle küçük bir tarla faresiydi.
Kulakları öyle büyüktü ki bir yaprağın düştüğünü bile duyardı. Birinin usulca iç çekişini de.
Gözleriyle her şeyi görürdü ama kimsenin gözüne uzun uzun bakamazdı.
Benekli kürkü ise kalabalıkta görünmemesine yarardı, Brindle bunu çok severdi.


Cebi ise kurdele parçalarıyla doluydu. "Belki biri üşür" derdi kendi kendine, "belki birinin bir ipe ihtiyacı olur".
Bunun için hep hazır bir şekilde beklerdi.

Dışarda yemek yediği zamanlarda diğerlerinin onu incelediğini düşünürdü. Tavşanlar, porsuk, su samuru, kirpi…
Yemek yerken önce kulakları kızarırdı, sonra yanakları. "Herkes bana bakıyor. Herkes beni utanç verici, saçma, pis görüyor" diye geçirirdi içinden.

Ama gerçekte kimse bakmazdı. Porsuk suyunu yudumlardı. Tavşanlar kendi aralarında gülüşürdü. Su samuru komşusuna bir şeyler anlatırdı. Kirpi tabağına dalardı.
Hiç kimse Brindle'ın yemeğini nasıl yediğini görmezdi bile. Brindle'a bakan tek kişi, yine Brindle olurdu.

Tanıdığı biriyle karşılaştığında Brindle hep aynı şeyden korkardı, bir kelimeyi yanlış söylemekten. Bu yüzden kısacık konuşur, sonra hızlıca kaçardı.
Bu yüzden bazen diğerleri Brindle’ı kaba, onlarla konuşmaktan hoşlanmayan, burnu havada bir fare sanardı.
Oysa akşamları, evinde, tek başınayken Brindle bambaşkaydı. Çaydanl ığa konuşur, lambaya hikâyeler anlatır, koca koca cümleler kurardı. Ne terler, ne kızarır, ne titrerdi.
Kelimeleri hep onlaydı ama kalabalıkta, kelimeler hep bir yere saklanırlardı.


Brindle aslında öğretmen olmak isterdi. Çocuklara harfleri, yaprakları, yıldızları anlatmayı düşlerdi.
Ama her seferinde aynı resim gelirdi gözünün önüne: Bir sınıf dolusu göz, hepsi ona dönük.
Ve vazgeçerdi.
Böylece çiftçi oldu. Bahçede onu kimse izlemezdi ama bütün köy onun yetiştirdiği domatesleri yer, onun suladığı çiçekleri koklardı. Brindle g örünmeden de herkese dokunuyordu. Belki de en sevdiği şey buydu.


Oysa akşamları, evinde, tek başınayken Brindle bambaşkaydı. Çaydanlığa konuşur, lambaya hikâyeler anlatır, koca koca cümleler kurardı. Ne terler, ne kızarır, ne titrerdi.

Bir keresinde Brindle kendi fotoğrafını sosyal medyasında paylaşmıştı. O günü hiç unutmuyordu saatlerce "acaba beni garip buldular mı?" diye düşünmüş, beğeni yorum görüntülenmelere bakıp durmuştu.
Başka bir gece Brindle, bahçeden topladığı domateslerin fotoğrafını paylaştı.

İki saat sonra bir yorum geldi: "Bu fotoğraf günümü güzelleştirdi".
Brindle uzun süre bu cümleye baktı. Çok mutlu ve heyecanlıydı. Kimse onu kötü görmemişti. Üstelik birinin iyi hissetmesine yardımcı olmuştu.
Terlemesinin kızarmasının, konuşurken kelimelerini düşünmesinin, diğerlerinin onun hakkında kötü düşünebileceğini düşününce kaygılanmasının hiçbirini mantıklı olmadığını Brindle da biliyordu.
Ama bilmek ile hissetmek, hiçbir zaman aynı şey değildi.


Belki cesaret, korkmamak değildi.
Korkarken bile devam etmekti.
Her akşam evinde yaptığı gibi çaydanlığıyla konuşma pratikleri yapmaktı.
Bahçesine gidip sebzeleri ve meyveleriyle ilgilenmekti.
Bir sabah bir kirpi'ye "günaydın" demekti.
Brindle'ı tanıyorsan veya yolda görürsen ona "merhaba" diyebilir, güzel sözler kullanabilirsin.
O senden değil senin onu kötü algılamandan korkuyor.


Brindle kalabalıkların kenarında durmaya,
kelimelerini düşünmeye, diğerlerinin yanında kızarmaya devam eder.
Ama artık bir şey biliyordur: Kimse onu, kendininin izlediği kadar dikkatle izlemiyordur.
