top of page

psycho

gram

TR

psychogram

EN

5 Saniye Etkisi

Kerem, o sabah yeşil ışıkta birkaç saniye oyalanan erkek bir sürücünün arkasında beklemişti. Ancak o an zihninden geçen yalnızca "Trafik berbat" cümlesi olmuştu; "Erkekler araba kullanamıyor" değil.

 

Elbette kornaya basmayı ihmal etmemişti; ne de olsa gideceği yere birkaç saniye geç varmak, onun için kabul edilemez bir kayıptı.

2.png

Akşam işten eve dönerken önündeki gri araba, ışık yeşile döndükten sonra harekete geçmedi.

Bir saniye... Üç saniye... Beş saniye. Kerem direksiyona hafifçe vurdu.

 

Dikiz aynasından öndeki sürücüyü seçmeye çalışırken derin bir nefes aldı: "Tabii ya, belli zaten" dedi alaycı bir fısıltıyla.

​

​

Sürücü bir kadındı. "Kadınlar trafiğe çıkmamalı..

Ya bekliyorlar ya yavaş gidiyorlar ya park edemiyorlar ya da kaza yapıyorlar. Onlar yüzünden biz mağdur oluyoruz".

​

​

ChatGPT Image Jul 16, 2026 at 07_59_09 PM_edited.jpg

Bu cümle Kerem'in zihninde yıllardır oluşan gözlemlerinin sonucu  gibi duruyordu. Oysa bu bir gözlem değil, bilişsel bir filtreydi.

​

Aynı davranışın, Kerem'in zihninde iki farklı açıklaması vardı. Erkeğin yavaşlığı durumsaldı: Yol yoğunluğu, yorgunluk, aksilik. Kadının yavaşlığı ise doğrudan cinsiyet kimliğiyle ilişkiliydi: Kadın olmak.

​

Kerem'in bu tepkisinin altında, kendisinin bile duymadığı o derin fısıltı vardı: "Bu yollar herkes için değil".

Zihnimiz her grup için önceden oluşturulmuş şemalara eklemeler yapar. Kerem'in zihninde şemaya uyan görüntüler hafızaya kaydedilirken, uymayanlar çöpe atılırdı. Kerem hayatı boyunca yanından geçip giden arabayı ustalıkla kullanan binlerce kadını hatırlamıyordu çünkü onlar Kerem'in şemasıyla uyumlu değildi.

Kerem'in dünyasında hızlı olmak bir beceri, yol ise hızlı olanındı. Hızlı olan da erkek olmalıydı, yol da erkeğe aitti. 

​

Kadın sürücü onun zihninde trafiğin bir parçası olamazdı. Onlar sadece bir "misafir"di. Ve misafirler evin ritmine ayak uyduramadığında, davetsiz misafir olurlardı.

Kerem kornaya bastı. Uzun ve ikaz edici bir kornaydı. Kendince bir "ders" veriyordu. 

​

Solundan geçip giderken kadının gözlerine dik dik baktı. Verdiği dersin önündeki arabada nasıl bir yankı uyandırdığıyla hiç ilgilenmiyordu.

​

Ancak Elif de ona "hızlı gitmek istiyorsanız yarış pistlerine gidin. ne aracınız yarış arabası ne siz pilotsunuz" der. 

Gri arabanın direksiyonundaki Elif, ışığın yeşile döndüğünü elbette görmüştü. Ancak bu sefer harekete geçmesi tam beş saniye sürmüştü. Ancak bu beş saniyede, Elif'in zihni adeta devasa bir postane gibiydi:

​

Kızını okuldan almadan önce eczaneye uğramalıydı. Eczane saat 18.00'da kapanıyordu, kızının okulu ize 17.30'da bitiyordu. Evde meyve bitmişti, hızlı olup manava gitmeliydi. Evde yemek de yoktu. 

​

Kızını okuldan aldığında ona yorgunluğunu yansıtmak istemiyordu bu yüzden neşeli olmalıydı.İşteki projeyi teslim etmesin beş gün kalmıştı ama iş arkadaşlarından biri hala kendi kısmını yapmamıştı. Ona sert bir mail hazırlamalıydı. 

​

Ve annesini mutlaka armalıydı, tahlil sonuçları üzerine konuşmalıydı.

Bir keresinde Brindle kendi fotoğrafını sosyal medyasında paylaşmıştı. O günü hiç unutmuyordu saatlerce "acaba beni garip buldular mı?" diye düşünmüş, beğeni yorum görüntülenmelere bakıp durmuştu.

Elif aslında yavaş gitmiyordu. Elif, dört kişilik bir hayatın görünmez yükünü trafikteyken kendisinden 80 kilometre hızla gitmesi beklenen o metal kutunun içinde yönetiyordu. 

​

Dikkat sınırsız bir kaynak değildi; belirli bir kap gibi belirli bir hacmi vardı. İçine ne kadar çok görev eklerseniz, her bir göreve düşen pay o kadar azalırdı. Elif'in dikkat kabı oldukça doluydu: zaman, ev, kızı, işi, annesi, faturalar..Bu doluluk onu dikkatsiz yapmıyordu tam tersine aşırı dikkatli olmaya zorluyordu. Riskli sollamalara girmiyor, acele etmiyor olması gereken hızda ilerliyor, sarı ışıkta kornaya basmıyor, yaya yol veriyor, kendi hayatında sinirlendiği ama tepkisini istediği gibi gösteremediği davranışları trafikteki kişilere aktarıp trafikte sinir küpü gibi gezmiyordu. 

Kerem'in "yavaşlık" ve "beceriksizlik" dediği şey aslında Elif için sorumluluk bilinciydi. 

​

Arkadaki o sabırsız kornayı duyduğunda Elif'in omuzları bir anlığına kasıldı. Bu gerginlik sadece sıradan bir kornadan kaynaklı irkilme değildi. Elif "kadın sürücü" etiketini hayatı boyunca o kadar çok duymuştu ki direksiyona her oturduğunda sanki arkasında açık arayan gözlerle  onu inceleyen kişilerden oluşan dev bir jüri konvoyu var gibi hissederdi bir süre.

Herhangi biri hata yaptığında bu sadece kişisel bir hata olurdu. Ancak Elif hata yaptığında, bu hata dünyadaki tüm kadınlara atfedilirdi. Elif bunu çok iyi biliyordu. 

​

Başlarda bu toplumsal yargı ona ağır bir yük gibi geliyordu: Kendini kanıtlama yükü. 

Ancak Elif yıllar içinde şunu farketmişti: Bir gün biri "çok temkinlisin" derken bir başkası aynı davranış için "çok yavaşsın" diyordu. Biri "çok kararlısın" derken diğeri "çok sertsin" diyordu. Bir noktada Elif kendine "eğer aynı davranış karşı tarafın keyfine göre hem övülüyor hem yeriliyorsa sorun davranışta mı, bende mi yoksa bakan gözlerde mi?" sorusunu sormuştu. Ve yavaş yavaş bu yükten kurtulmuştu.

O sırada kaldırımda yürüyen Deniz, bu olanlara tanık olmuştu. Bir anlığına kendi omuzları da gerildi. Ve kendini "Ama gerçekten de biraz geç kalktı".

​

Sonra bu düşüncesine gülümsedi. ""Eee ne olmuş yani?" dedi kendi kendine. "Sanki birine mi çarptı? Sol şeridi mi kitledi? Sadece beş saniye geç kalktı?".

Çünkü Deniz o beş saniyenin içinin neyle dolu olduğunu çok iyi biliyordu. Kendi hayatındaki o beş saniyeleri hatırladı: gelecek kaygısını, iş yerindeki mobbingi, ilişkisini, insanların yargılarını, telefona gelen "önemli" kodlu mesajları, faturalarını aynı anda düşünerek direksiyon başındaki o anlar. O yıllarda arkasından çalınan sabırsız kornaların yankısı hala kulağındaydı. 

Bir keresinde, yağmurlu bir gecede yanından hızla geçen bir sürücünün camı açıp ona nasıl bağırdığını anımsadı. Ne dediğini unutmuştu ama evinin önüne geldiğinde sinirden ağlamaya başladığını  ve arabasında karanlıkta bir saate yakın oturduğunu dün gibi hatırlıyordu. 

​

Görülmeyen yük en ağır yüktü çünkü taşımaktan yoruldukça, taşıdığı yükün ağırlığından da gerçekliğinden de şüphe etmeye başlardı: "Ben mi abartıyorum acaba?" derdi.

​

Görülmek istenmeyen yükse bencilliğin kendisiydi.

​

​

Deniz Elif'e baktığında onun ileriye kilitlenmiş bakışlarını, direksiyonu sıkıca kavrayan ellerini gördü. O duruşu çok iyi tanıyordu, "acemi" duruşu değildi. Tanınmayan ve yargılayan gözler karşısında ayakta kalan birinin duruşuydu. 

​

İçinden neredeyse refleks gibi, sıcacık bir fısıltı yükseldi: "Bravo sana.. Sakın onlar yüzünden kendinden vazgeçme. Her şeyi sahiplenenlere inat devam et. Yol hepimizin, yol bizim".

Hak verilmez alınırdı ve bu cümle teslim edilmesi gereken bir haktı.

​

İki insan aynı görünmez yükü taşıdığında ve biri diğerinin yükünü fark ettiğinde o yük belki doğrudan hafiflemezdi ancak taşıyan kişi yalnız olmadığını, abartmadığını veya delirmediğini hissederdi.

​

Deniz'in bu sessiz desteğinin Elif'e ulaşıp ulaşmadığını asla bilemeyeceğiz. Muhtemelen ulaşmamıştı çünkü Elif o sırada eczaneye sonra da kızının okuluna yetişmenin hesabını yapıyordu.

Ancak dayanışmanın tuhaf bir gücü vardı: Karşı tarafa ulaşmasa bile göndereni de iyileştiriyordu. 

​

Deniz o akşam, yıllar önceki o yağmurlu geceyi derin bir şefkatle hatırladı. Sanki zamanın ötesine uzanmış, o arabanın karanlığında tek başına ağlayan genç kadının omzuna dokunmuş ona "halledeceksin ve hallettin" demişti.

Trafik ve
Toplumsal Cinsiyet
Blog Yazısı
1.png
Trafikte Var Olmak
Instagram Gönderisi
bottom of page