top of page

psycho

gram

TR

psychogram

EN

Beyniniz İklim Değişikliğini "Gerçek Bir Tehdit" Olarak mı Görüyor?

  • Yazarın fotoğrafı: psikogram00
    psikogram00
  • 14 Tem
  • 8 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 13 Tem

Beton yığınlarının arasından gökyüzüne bakabilmek için ne kadar büyük bir çaba sarf ettiğimizi hiç düşündünüz mü? O sonsuz yıldızların gri ve isli bir örtüyle boğulduğunu görmek, maviyi griliğe teslim ettiğimizi fark ettikçe sizin de nefesiniz kesiliyor mu? Binlerce yıldır bizi besleyen toprağın artık tükendiğine, ektiğimiz tohumların kimyasallar olmadan hayata tutunamadığına tanık oldukça içimizde yankılanan o derin çaresizlik hissi bize hangi acı gerçeği fısıldıyor?

Yanan bir ormanın kül kokusunu duyduğunuzda, denize girdiğinizde çöplerin teninize değdiği o anlarda ya da mevsimsiz sıcaklıkları içinizde hissettiğinizde göğsünüzde beliren o sıkışma hissi aslında neyin çığlığı? Peki ya insan merkezli bu dünyada, diğer canlıların nefes almasını kim güvence altına alacak? Tükenmez sandığımız kaynakları bu hızla yok ederken, iklim krizinin açtığı yaraları nasıl saracağız? Bütün bir yeryüzü nefes nefese kalmışken, bizim sükunetle derin bir nefes almamız nasıl mümkün olabilir? Zihnimizi ve ruhumuzu kuşatan bu soruların karşısında eko kaygı ile yüzleşiyoruz.


İklim Kaygısı (Climate Anxiety) Nedir?


İklim krizine dair pankart açmış birey, pankartında "iklim değişikliğini düşündükçe ben" yazan bir deve başını yere gömmüş. Çevresindeki pankarlarda "başka bir B gezegeni yok" "harekete şimdi geç" "bizim geleceğimiz şu an" "dünyayı tekrar soğuk hale getirelim" yazmaktadır.


"Eko-kaygı", "iklim kaygısı" gibi terimler son yıllarda sıkça duyduğumuz kavramlar haline geldi. Amerikan Psikoloji Derneği (APA), eko-anksiyeteyi "iklim değişikliğinin görünüşte geri döndürülemez etkisini gözlemlemekten ve kişinin kendi geleceğine ve gelecek nesillerin geleceğine dair ilişkili kaygıdan kaynaklanan, çevresel bir felakete dair kronik korku" olarak tanımlamaktadır (Schreiber, 2021). Ancak bu korkunun nesnesi bellidir: Küresel İklim Durumu 2025 Raporu'na göre, 2024'te atmosferik karbondioksit (CO2), son iki milyon yılın en yüksek düzeyine (423,9 ppm) ulaşırken, metan ve diazot monoksit ise son 800.000 yılın zirvesine çıkmıştır. Tüm bunlar yaşanırken son 11 yıl (2015-2025) kayıtlardaki en sıcak yıl oldu (The World Meteorological Organization, WMO, 2025).


1984'ten 2024'e kadar ortalama küresel atmosferik karbondioksit mol kesri (milyonda birim, ppm). WMO, 2025 raporundan alınmıştır.

Araştırmalar, iklim kaygısının bilişsel-duygusal (iklim değişikliğiyle ilgili düşünceler ve duygusal güçlükler) ve işlevsel bozulma (iklim değişikliği kaygılarının neden olabildiği günlük yaşam aktivitelerindeki kesintiler) bileşenlerine ayrılabileceğini göstermektedir (Clayton & Karazsia, 2020). Bu kaygının ne düzeyde yaygın olduğu ise şaşırtıcıdır. Ergenler ve genç yetişkinlerle yapılan büyük ölçekli küresel bir araştırmada, katılımcıların %84'ünün iklim değişikliği konusunda en azından orta düzeyde endişeli olduğu, %59'unun çok ila aşırı derecede endişeli olduğu ve %45'inin bu endişelerin günlük yaşamlarını olumsuz etkilediğini belirttiği görülüyor (Hickman ve ark., 2021). Benzer endişeler yetişkinler için de dünya genelinde belgelenmiş durumda (Ogunbode ve ark., 2021; Heeren ve ark., 2022).

Kaygı Her Zaman "Kötü" müdür?


Çocuklukta yaşadığınız ilk büyük fırtınada hissettiğiniz korku ve belirsizlik genellikle yaşam boyu sizinle kalmaz. Ancak bu fırtınalar tekrar tekrar yaşanmaya ve yoğunluğu artmaya devam ederse, bu kaygıları dindirmek daha zor hale gelir. Stres etkenleri ne kadar büyük olursa ve bunlara maruz kalma süremiz ne kadar uzarsa, tepki sistemlerimizin başarısız olma olasılığı o kadar artar ve bu stres tepkileri yaşamımızın geri kalanında yüksek kalabilir (Crews vd., 2019). Nörobiyolojik ve bir perspektiften bakıldığında stres, mevcut duyusal girdilerin kişinin beklentilerinden ve kişinin hemen önceki girdilerinden farklılaştığı durumlarda ortaya çıkan bilişsel belirsizlik olarak görülebilir. Bu belirsizlik, hipotalamus-hipofiz-adrenal (HPA) eksenini ve sempatik-adrenal-medüller (SAM) eksenini etkinleştirerek kortizol, katekolaminler gibi hormonların salgılanmasına yol açar. Kısa vadede uyum sağlayıcı olan bu tepki, kronikleştiğinde organ hasarı ve erken ölümle ilişkilendirilir (McEwen & Stellar, 1993).


Psikolojik açıdan kaygı, tehditlere karşı dikkati artırdığı ve savunmacı tepkileri hazırladığı için uyum sağlayıcı bir işleve sahiptir (Bateson & Brilot, 2011). Buna göre, iklim değişikliği konusunda belirli bir düzeydeki endişe ve kaygı, çevre yanlısı davranışları motive ettiği ölçüde uyum sağlayıcı olabilir (Heeren & Mouguiama-Daouda, 2023; Panu, 2020; Verplanken vd., 2020). İklim kaygısı ile çevre yanlısı davranış arasındaki bu bağlantının, özellikle bilişsel-duygusal bileşen tarafından yönlendirildiği görülmektedir (Heeren & Mouguiama-Daouda, 2023).


Ancak madalyonun bir de başka bir yüzü vardır. Aşırı düzeydeki kaygı günlük yaşamı olumsuz etkileyebilmektedir. Çeşitli çalışmalar, bireylerin %21-27'sinin iklim kaygısı nedeniyle arkadaşlarıyla sosyalleşmek ya da iş ve okul sorumluluklarını yerine getirmek gibi temel işlevlerde bozulma yaşadığını bildirmiştir (Clayton & Karazsia, 2020; Heeren vd., 2022). Bu bozulmalar tek başına bir anksiyete bozukluğuna işaret etmese de olumsuz ruh sağlığı sonuçlarına (Clayton, 2020) ve azalmış psikolojik iyi oluşa (Gago vd., 2024) giden bir yolu işaret ediyor olabilir. Nitekim eko-anksiyete ve sağlık etkilerini inceleyen 12 çalışmalık bir kesitsel analiz, eko-anksiyete ile olumsuz ruh sağlığı sonuçları arasında, özellikle daha genç bireylerde, kadınlarda ve düşük gelirli ülkelerideki nüfusla, bir ilişki bulmuştur. Eko-anksiyete; işlevsel bozulma, depresyon belirtileri, anksiyete, TSSB, stres ve uykusuzluğun yanı sıra, kendi bildirimine dayalı daha düşük ruh sağlığı ve çocuk sahibi olma konusunda isteksizlikle ilişkilendirilmiştir (Boluda-Verdú vd., 2022).


İklim Kaygısı Genel Kaygıdan Farklı mı?


Bu görsel yapay zeka aracılığıyla oluşturulmuştur.


Görünen o ki, evet. İklim kaygısının genel kaygı belirtileriyle bir ilişkisi bulunmakla birlikte, bu ilişkinin büyük olmadığı görülmüştür (Clayton & Karazsia, 2020; Heeren vd., 2023; Schwartz vd., 2023). Buna ek olarak, iklim kaygısının kişinin genel kaygı eğiliminden çok, çevreye dair somut endişelerden beslendiği bilinmektedir (Parmentier vd., 2024). Bu somut endişenin nedenlerini görmek için WMO'nun 2025 raporuna tekrar göz atmakta fayda vadır. Okyanus ısısı 2025'te rekor kırarken son dokuz yılın her biri bir rekordu; buzul kütle kaybında ise 1950'den bu yana en olumsuz on yılın sekizi 2016 sonrasında denk gelmektedir. Bu durumda bu tabloya göre, tehditin yalnızca sürmediği, hızlanarak arttığı görülüyor.


Carlson ve arkadaşlarının (2024) çalışmasında da iklim kaygısı ile genel kaygı arasında orta düzeyde bir ilişki saptanmıştır. Bu tablo, iki kavram arasında kısmi bir örtüşmenin yanı sıra kısmi bir özgüllük de olduğunu düşündürmektedir. Bu ayrım, klinik uygulama açısından bir ikilem de doğurabilmektedir. Bir yandan iklim sıkıntısı, bazı açılardan daha düşük iyi oluş hali ve bozulmuş işlevsellikle ilişkilidir (Ogunbode ve ark., 2022) ve uzmanların sıkıntı yaşayanları desteklemek gibi etik bir sorumluluğu vardır. Öte yandan iklim sıkıntısı, daha yüksek oranlarda çevre yanlısı davranışlarla da ilişkilidir (Whitmarsh ve ark., 2022; Ogunbode ve ark., 2022). Dolayısıyla, iklim kaygısıyla ilişkili duygusal sıkıntıyı hafifletmek bireysel iyi oluşu geliştirebilirken, aynı zamanda iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik davranışlara katılma motivasyonunu da azaltabilir.


Genel olarak, ruh sağlığı sadece bir hastalığın olmaması anlamına gelmez, bireyin potansiyelini gerçekleştirdiği dinamik bir iyi oluş halidir. Ruhsal bozukluklar (klinik depresyon, anksiyete vb.) ise işlevselliği bozan durumlardır. Laerance ve diğerlerinin (2022) çalışmasına göre, iklim değişikliği genellikle yeni ruhsal hastalık türleri yaratmaz; var olan riskleri ve semptomları artıran bir "risk çoğaltıcı" (risk amplifier) olarak işlev görür. Bu çalışmada iklim değişikliğinin etkileri doğrudan deneyimlerden (sıcak dalgası, sel), dolaylı etkilere (sosyoekonomik bozulmalar, zorunlu göç) ve farkındalık düzeyindeki psikolojik etkilere (gelecek kaygısı, liderlerin eylemsizliğine duyulan öfke) kadar uzanan bir süreklilik içinde gerçekleşir.



Lawrance ve arkadaşlarının (2022) The Impact of Climate Change on Mental Health and Emotional Wellbeing: A Narrative Review of Current Evidence, and its Implications makalesinden uyarlanmıştır.


Beynimiz İklim Kaygısı Hakkında Neler Söylüyor?


Carlson ve arkadaşları’nın (2024) çalışmasında 42 katılımcının önce iklim kaygısı düzeyleri standart bir ölçekle belirlenmiş, ardından hem beynin yapısal görüntüleri (gri madde hacmi) hem de dinlenme halindeki fonksiyonel bağlantıları MRI ile incelenmiştir. Cevabı aranan soru şudur: İklim kaygısı yüksek olan bireylerin beyinlerinde, anksiyete bozukluklarında görülenlere benzer bir örüntü var mıdır?


Sonuçlar iki ana bulguda toplanabilir:


  • Orta singulat korteks küçüldükçe kaygı artıyor. Beynin tehdit algılama ve eylem hazırlığıyla ilgilenen bu bölgesindeki gri madde hacmi ne kadar azsa, kişinin iklim kaygısı o kadar yüksek çıkmıştır. Üstelik bu ilişki, genel kaygı düzeyi istatistiksel olarak kontrol edildiğinde bile varlığını korumuştur. Bu durumda bu bulgu, sadece "genel olarak kaygılı biri olmanın" yan etkisi değildir.


  • Beynin "alarm sistemi" daha bağlı. İkinci bulgu, bölgenin büyüklüğünü değil, iki bölgenin birbiriyle ne kadar iletişimde olduğunu ölçmüştür. İnsula, bedeninizden gelen sinyalleri, kalp çarpıntısı, midedeki sıkışma, "içimde kötü bir his var" gibi duyguları işleyen bölgedir. Beynin bu iki noktası, bir telefon hattı gibi sürekli sinyal alışverişi yapmaktadır. Bu iletişim ne kadar yoğunsa aralarındaki bağlantı o kadar güçlü sayılır. Araştırma, iklim kaygısı yüksek olan kişilerde erken uyarı merkezi ile bedensel alarm arasındaki bu hattın daha sıkı çalıştığını göstermiştir. Bu iki bölge bir ekip olarak çalışmaktadır. Nörobilimde "salience network" (önemlilik ağı) denen bu ekibin görevi, çevredeki bilgiler arasından hangisinin önemli ve tehlikeli olduğunu seçip dikkatinizi ona yöneltmek ve sizi harekete geçirmektir.


Kısacası iklim kaygısı olan bireylerin beyinleri, klasik kaygı bozukluklarında görülen sinyalleri vermekle birlikte araştırmacılara göre bu durum illa patolojik olmak zorunda değildir (Carlson vd., 2024).


Kaygı Aslında İşlevsel Olabilir mi?

İklim kaygısı ile çevre yanlısı davranışlar (davranışsal katılım) arasında güçlü bir ilişki bulunmuştur. Bu ilişki, orta singulat korteksteki gri madde hacmi azaldıkça davranışsal katılım artmasıyla, beynin nöral örüntüsünde de kendini göstermektedir.

Bu durumda beyniniz iklim değişikliğini "gerçek bir tehdit" olarak görüyorsa, bu sizi felç etmek yerine harekete geçirebilir. Araştırmacılar bu durumu, "adaptif kaygı” tehlikeyi görüp ona göre davranmak olarak yorumlamaktadır.


Madalyonun Diğer Yüzü

Önceki araştırmalar, kaygı düzeyi çok yükseldiğinde çevre dostu davranışla bağın zayıfladığını göstermektedir. Belli bir noktadan sonra kaygı, harekete geçirmek yerine "eko-felç" (eco-paralysis) denen bir çaresizlik ve geri çekilme haline dönüşebiliyor. Bu çalışmadaki katılımcılar arasında aşırı düzeyde kaygılı kişi sayısı azdı, dolayısıyla bu sınırın nerede olduğu hala net değildir.


Hatırlatmakta fayda var

Bu çalışma küçük bir örneklemle (42 kişi) ve kesitsel bir tasarımla yapılmıştır. Bu nedenle şu soruyu şimdilik yanıtlayamıyoruz: "Beynimiz böyle olduğu için mi kaygılanıyoruz, yoksa kaygılandığımız için mi beynimiz böyle şekilleniyor?" Kesitsel veri, yön belirlemeye izin vermez. Ancak çalışmanın önemli bir katkısı vardır. İklim kaygısının yalnızca "kafada kurulan bir şey" veya "yüzeysel bir şey" olmadığını, ölçülebilir, somut bir nörobiyolojik temeli olduğunu gösteren kanıtlar sunmaktadır. Öyleyse asıl soru şu olmalı: İklim kaygımızı yok saymaya ya da bastırmaya çalışmak yerine, onu doğru yöne ve eyleme nasıl kanalize edebiliriz?

İklim kaygısıyla nasıl baş edebiliriz?


İklim kaygısı ile ilgili hikayeyi gör

İlgili kaynakları gör

Bateson, M., Brilot, B., & Nettle, D. (2011). Anxiety: An evolutionary approach. The Canadian Journal of Psychiatry, 56(12), 707–715. https://doi.org/10.1177/070674371105601202

Carlson, J. M., Foley, J., & Fang, L. (2024). Climate change on the brain: Neural correlates of climate anxiety. Journal of Anxiety Disorders, 103, Article 102848. https://doi.org/10.1016/j.janxdis.2024.102848

Clayton, S. (2020). Climate anxiety: Psychological responses to climate change. Journal of Anxiety Disorders, 74, Article 102263. https://doi.org/10.1016/j.janxdis.2020.102263

Clayton, S., & Karazsia, B. T. (2020). Development and validation of a measure of climate change anxiety. Journal of Environmental Psychology, 69, Article 101434. https://doi.org/10.1016/j.jenvp.2020.101434

Crews, D. E., Kawa, N. C., Cohen, J. H., Ulmer, G. L., & Edes, A. N. (2019). Climate change, uncertainty and allostatic load. Annals of Human Biology, 46(1), 3–16. https://doi.org/10.1080/03014460.2019.1584243

Gago, T., Sargisson, R. J., & Milfont, T. L. (2024). A meta-analysis on the relationship between climate anxiety and wellbeing. Journal of Environmental Psychology, 96. https://doi.org/10.1016/j.jenvp.2024.102230 (

Heeren, A., Mouguiama-Daouda, C., & Contreras, A. (2022). On climate anxiety and the threat it may pose to daily life functioning and adaptation: A study among European and African French-speaking participants. Climatic Change, 173(1–2). https://doi.org/10.1007/s10584-022-03402-8

Heeren, A., Mouguiama-Daouda, C., & McNally, R. J. (2023). A network approach to climate change anxiety and its key related features. Journal of Anxiety Disorders, 93, Article 102625. https://doi.org/10.1016/j.janxdis.2022.102625

Hickman, C., Marks, E., Pihkala, P., Clayton, S., Lewandowski, R. E., Mayall, E. E., Wray, B., Mellor, C., & van Susteren, L. (2021). Climate anxiety in children and young people and their beliefs about government responses to climate change: A global survey. The Lancet Planetary Health, 5(12), e863–e873. https://doi.org/10.1016/S2542-5196(21)00278-3

McEwen, B. S., & Stellar, E. (1993). Stress and the individual: Mechanisms leading to disease. Archives of Internal Medicine, 153(18), 2093–2101. https://doi.org/10.1001/archinte.1993.00410180039004

Ogunbode, C. A., [tüm yazarlar gerekli]. (2021). Negative emotions about climate change are related to insomnia symptoms and mental health: Cross-sectional evidence from 25 countries. Current Psychology. Advance online publication. https://doi.org/10.1007/s12144-021-01385-4

Panu, P. (2020). Anxiety and the ecological crisis: An analysis of eco-anxiety and climate anxiety. Sustainability, 12(19). https://doi.org/10.3390/su12197836

Parmentier, M. L., Weiss, K., Aroua, A., Camille, B., Rivière, M., & Navarro, O. (2024). The influence of environmental crisis perception and trait anxiety on the level of eco-worry and climate anxiety. Journal of Anxiety Disorders, 101. https://doi.org/10.1016/j.janxdis.2023.102799

Schwartz, S. E. O., Benoit, L., Clayton, S., Parnes, M. F., Swenson, L., & Lowe, S. R. (2023). Climate change anxiety and mental health: Environmental activism as buffer. Current Psychology, 42(19), 16708–16721. https://doi.org/10.1007/s12144-022-02735-6

Verplanken, B., Marks, E., & Dobromir, A. I. (2020). On the nature of eco-anxiety: How constructive or unconstructive is habitual worry about global warming? Journal of Environmental Psychology, 72, Article 101528. https://doi.org/10.1016/j.jenvp.2020.101528


bottom of page